Perspektif

ABD’li ölü sayısı artarken Trump, İran’a karşı savaşı tırmandırıyor

Temmuz 2025'te, USS Donald Cook (DDG 75) gemisi Arap Denizi'nden geçerken, yakınında bir MH-60S Sea Hawk helikopteri uçuyor.

Trump yönetimi, İran’a karşı savaşta devasa bir tırmanışa girişiyor. ABD, Başkan Donald Trump’ın 17 Haziran ateşkesinin “sona erdiğini” ilan etmesinin ardından, 11 Temmuz’da İran’ı yeniden bombalamaya başladı. ABD güçleri sekiz gecedir aralıksız olarak ülkeyi vuruyor. Hedeflerini askeri tesislerden köprülere, demiryollarına, limanlara ve elektrik şebekesine kadar genişletirken, füze ateşiyle bir deniz ablukası uyguluyorlar.

İran füzeleri ise cuma günü Ürdün’de iki Amerikan askerini öldürdü. ABD ordusu pazar günü, üçüncü bir askerin kuzey Irak’ta öldüğünü ve Ürdün’deki üste, henüz kimliği belirlenemeyen başka cansız bedenlere ulaşıldığını duyurdu. Washington Post, savaşın ABD tarafındaki bilançosunu pazar günü 17 ölü (muhtemelen 18) ve 430’u aşkın yaralı olarak aktardı.

İki askerin hayatını kaybettiği Ürdün’deki üs, bir hafta içinde en az iki kez vurulmuştu; Washington Post’un pazar günü bildirdiğine göre, bir gün önceki saldırıda yaklaşık 20 asker yaralanmıştı. Gazete, Ürdün’de iki saldırı daha yaşandığını da aktardı: Bunlardan biri Kral Faysal Hava Üssü’ne yönelikti ve birkaç asker yaralandı; diğeri ise Prens Hasan Hava Üssü’nü hedef aldı ve Black Hawk helikopterlerine hasar verdi. Pentagon sözcüleri bu saldırılara ilişkin yorum yapmaktan kaçındı. 5 Mayıs’tan bu yana hiçbir Pentagon sözcüsü savaşla ilgili soru kabul etmiş değil.

Wall Street Journal, 15 Temmuz’da, Trump’ın “İran’daki ABD askeri operasyonlarını genişletmeye yöneldiğini” ve seçenekler arasında “Hürmüz Boğazı yakınlarındaki İran adalarını ele geçirmek üzere kara kuvvetleri göndermenin” de bulunduğunu yazdı. Gazetenin haberine göre, Beyaz Saray’ın Durum Odası’nda, “Harg Adası’nın ve Hürmüz Boğazı boyunca uzanan diğer toprakların ABD birlikleri kullanılarak ele geçirilmesi olasılığını görüşmek üzere” bir toplantı yapıldı. Gazeteci Seymour Hersh ise 10 Haziran’da, Trump’ın, İran’ın yeraltındaki füze tesislerine karşı düşük yoğunluklu nükleer silahlar kullanmanın “yapılabilir olup olmadığını” sorduğunu bildirmişti.

Yönetim içindeki tartışmalara hakim bir ABD’li yetkili, pazar günü yayımlanan bir haberde Washington Post’a, “ABD daha geniş bir savaşın planlamasını yapıyor” dedi. Yetkili, Pentagon’un bölgeye daha fazla savaş uçağı göndermekte olduğunu söylemekle birlikte, ordunun hava savunma füzelerinin ve uzun menzilli vurucu silahlarının azaldığı, muharebe hasarının ise bölgeye ne kadar asker ve uçak getirilebileceğini sınırladığı uyarısında bulundu. Yetkili, “Operasyonları güvenli biçimde sürdürmeye yetecek kadarına sahip değiliz ve Beyaz Saray’ın bunun farkında olduğunu sanmıyorum” ifadelerini kullandı.

İran ise misillemelerini genişletiyor. Washington Post’un alıntı yaptığı yetkili, Tahran’ın, geçtiğimiz hafta Bender Abbas’a hizmet eden köprüler ile demiryolu hatlarına yönelik ABD saldırılarını bir tırmanma olarak gördüğünü ve aynı şekilde yanıt verdiğini söyledi: “ABD’ye kitlesel kayıplar verdirme konusunda daha az çekinceliler.”

Yaklaşık beş aylık savaş, İran’ın ne Ürdün, Kuveyt ve Körfez’deki Amerikan üslerini vurma ne de boğazı kapalı tutma kapasitesini yok edebildi. Pazar günü bir İran saldırısı, Kuveyt’teki bir elektrik ve su tesisini üst üste iki gün vurdu; Ürdün üç füze düşürdü ve Akabe limanı ile havalimanına yönelik saldırılar bildirildi. İran Devrim Muhafızları 15 Temmuz’da, “Amerikalı haydutlar” İran’ın petrol ve doğalgaz ihracatını engellerken, “ABD’nin ve müttefiklerinin çıkarlarına hizmet eden diğer petrol ve doğalgaz ihracat güzergâhlarının da kapatılmasını beklemeleri gerektiğini” ilan etti.

Askeri analistler Washington Post’a, ABD güçlerinin İran içinde kara operasyonları yürütecek durumda olmadığını söylediler; oysa Trump bu olasılığı reddetmekten kaçındı.  Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi’nden (CSIS) Seth Jones, “Boğazdaki adalara ya da kıyıya, herhangi bir yere kara kuvvetleri yerleştirmek bence bir hata olur,” dedi ve ekledi: “ABD güçlerinin İranlılardan gelecek uzun mesafeli saldırılara hazırlıklı olduğunu düşünmüyorum.”

Harg Adası’na çıkarma yapacak Amerikan birlikleri, kıyıdan gelen füze ve insansız hava aracı saldırısı dalgalarına maruz kalacaktır ve şimdiye kadar verilen kayıplar yalnızca bir avans olarak kalacaktır. Her yeni kayıp, daha fazla tırmanma yönündeki basıncı yoğunlaştıracaktır; bu tırmanış, Trump’ın halihazırda gündeme getirdiği nükleer silahların kullanılmasına dek varabilir.

Savaşın mantığı, Amerikan emperyalizmini tırmanmaya zorluyor; zira geri çekilmek, küresel prestij açısından ağır bir kayıp anlamına gelecektir. Bu, Vietnam Savaşı boyunca egemen sınıfı pençesine alan korkunun ta kendisidir. Başkan Richard Nixon, Nisan 1970’te, ABD’nin “zavallı, çaresiz bir dev” gibi davranmaması gerektiğini ilan etmişti. Ne var ki her tırmanış savaşı genişletti ve tehlikeleri katbekat artırdı. Amerikan birliklerinin, hazırlıklı bir düşmana karşı ve tükenmekte olan stoklarla İran topraklarına çıkarma yapması, muazzam bir pervasızlık eylemi olacaktır.

İran’a karşı savaş, NATO güçlerinin sağladığı ve finanse ettiği silahların Rusya kentlerine yağdığı Ukrayna’dan Çin’in ekonomik olarak boğulmasına kadar uzanan bir çatışmanın parçasıdır. Wall Street Journal, cumartesi günü, İran’ın hassas hedefleri vurmadaki isabetliliğinin, ABD’li yetkililer arasında, Çin’in ya da Rusya’nın hedefleme desteği sağladığı yönünde kaygılara yol açtığını yazdı. Bu iddia doğru olsun ya da olmasın, İran savaşı, çok daha geniş bir küresel savaşın cephelerinden biridir.

Demokrat Parti ise kendisine biçilen rolü oynuyor: Bu savaşa yönelik yaygın halk muhalefetini etkisizleştirmek.

Bu hafta sonu, savaş devasa bir genişlemenin eşiğinde dururken, Demokrat Parti, sözde Trump’ın demokratik haklara yönelik saldırılarına karşı 700’den fazla “Good Trouble Lives On” [Haklı Başkaldırı Yaşıyor] mitingi düzenledi. Atlanta’daki merkezi Good Trouble mitinginde, üç buçuk saat süren konuşmalar boyunca “İran” sözcüğü ağza alınmadı.

Yine hafta sonunda, Vermont Senatörü Bernie Sanders ile New York Temsilcisi Alexandria Ocasio-Cortez, Senato adayı Abdul El-Sayed için Detroit’te miting yaptı. Ne El-Sayed ne de Ocasio-Cortez İran’a değindi. Sanders savaştan bir kez, tek bir cümleyle söz etti. New York Times da, Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri’nin (DSA) başlıca seçilmiş üyesi olan New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani ile 65 dakikalık bir söyleşi yayımladı. Mamdani, İran’dan hiç bahsetmedi.

Trump 17 Haziran’da mutabakat zaptını imzaladığında, Demokrat Parti önderliği buna bir teslimiyet olarak saldırmıştı. Bu tema hafta sonu da sürdürüldü. Senato İstihbarat Komitesi’nin başkan yardımcısı, Virginialı Demokrat Senatör Mark Warner, ABC’nin This Week programında Trump’ı, ABD emperyalizminin Ortadoğu’daki hedeflerine ulaşamamış olmakla eleştirdi: “Rejim değişikliği; o konuda neredeyiz? Karşımızda eskisinden beter bir güruh var. Zenginleştirilmiş uranyumu ele geçirmek; eh, o da hâlâ yerli yerinde duruyor.”

ABC’den Jonathan Karl’ın, savaşa ayrılan tüm fonların kesilmesi çağrısında bulunan Massachusetts Senatörü Ed Markey ile aynı fikirde olup olmadığı yönündeki sorusunu Warner reddetti: “Bölgede askerlerimiz var,” dedi ve bunun yerine Trump’a, “Kongre’ye gelip davasını Amerikan halkına anlatması” çağrısında bulundu. Trump’ın savaş yetkilerine sınırlama getirilmesini engellemek için oy kullanmış olan Pennsylvanialı Demokrat Senatör John Fetterman ise, “İran’la yüzleşmeyi sürdürmenin tümüyle yerinde olduğunu düşünüyorum” dedi.

Trump’ın İran’ı yeniden bombalaması, önde gelen Demokratların haftalardır dile getirdiği talepleri hayata geçiriyor. Onların fiili tutumu, savaşın sürmesi gerektiği yönündedir.

Demokratlar savaşı destekliyorlar, çünkü onlar Trump’la aynı egemen sınıfın partisidir. Tutumları, Gazze soykırımını silahlandıran ve —danışmanı Amos Hochstein’ın da kabul ettiği üzere— İran’a saldırı için fiilen hazırlık yapmış olan Biden yönetiminin politikasının devamıdır. Eleştirilerini, savaşın Ortadoğu ve bölgenin enerji kaynakları üzerinde ABD egemenliğini dayatmayı başaramadığı şikayetlerine odaklamışlardır.

Demokrat Parti’nin işlevi, savaşa yönelik ezici halk muhalefetini, ara seçimlere dönük bir oy devşirme operasyonuna hapsetmektir. Trump yönetimi kamuoyunu görmezden gelebiliyor, çünkü Demokrat Parti kamuoyunu bastırmak için çalışıyor. Demokratlar bunu yaparak, daha geniş bir savaşın önündeki yolu temizliyorlar.

Loading