Perspektif

23 Ocak Minneapolis protestoları: Diktatörlüğe karşı mücadelede bir dönüm noktası

Binlerce işçi, öğrenci ve bölge sakini, 23 Ocak 2026 tarihinde Minneapolis şehir merkezinde göçmenlik Gestapo'suna karşı protesto yürüyüşü düzenledi. [Photo: WSWS]

24 Ocak’ta yayınlanan şu açıklamayı da okuyun: “ICE cinayetlerini ve baskıyı durdurun! Genel grev için bir taban hareketi inşa edin!

23 Ocak’ta Minneapolis’te düzenlenen kitlesel gösteriler, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki sınıf mücadelesinin gelişiminde yeni bir aşamayı başlatıyor.

Cuma günü, Minnesota eyaletinin Minneapolis kentinde 100.000’den fazla kişi, sıfırın altındaki sıcaklıklara ve -34 Celsius derece rüzgâr soğuğuna göğüs gererek, Renée Nicole Good’un Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı’nın (ICE) bir ajanı tarafından öldürülmesine ve kentte devam eden federal işgale karşı düzenlenen “Gerçek ve Özgürlük Günü” protestolarına katıldı.

Protestoya, sağlık emekçileri, eğitimciler, posta emekçileri gibi geniş işçi sınıfı kesimlerinin yanı sıra birçok öğrenci ve orta sınıf kesimler katıldı. Göçmen ve yerli protestocular yan yana yürüdü.

23 Ocak 2026'da Minneapolis'in federallerce işgalini ve göçmenlere yönelik saldırıları protesto etmek için sıfırın altındaki sıcaklıklara göğüs geren on binlerce insandan bir kesit. [Photo: WSWS]

Minneapolis şehir merkezine göstericiler hâkim oldu; yürüyüş şehrin birçok bloğu boyunca uzandı. Her köprü yolu insanlarla doluydu. Protestoların videoları, her yönden insanlarla dolu sokakları gösteriyor. Binlerce kişi, ICE’ın eyaleti terk etmesini talep eden, Good’u öldüren ICE ajanının yargılanmasını isteyen ve beş yaşındaki Liam Ramos’un kaçırılması da dahil olmak üzere göçmenlerin topluca gözaltına alınmasını kınayan pankartlar taşıdı. Bazıları “Amerikan Nazizmini durduracağız” yazılı pankartlar taşırken, kimileri de zulüm ve diktatörlüğe karşı Amerikan Devrimi’nin ideallerini hatırlatıyordu.

Ana mitinge ek olarak, şehir genelinde daha küçük çaplı gösteriler de düzenlendi. Mahallelerdeki sokak köşeleri, çocuklu ailelerin de aralarında bulunduğu onlarca veya yüzlerce kişinin katıldığı protesto merkezlerine dönüştü.

Bu kitlesel katılım, Trump ve yönetimdeki faşist çetenin protestocuları “isyancılar” ve “teröristler” olarak nitelendiren aralıksız iftiralarına rağmen meydana geldi. Ülke çapında 100’den fazla şehirde de protestolar düzenlendi; Georgia’daki yüzlerce lise öğrencisinin okul boykotu ve büyük şehir merkezlerinde düzenlenen diğer dayanışma eylemleri bunlar arasındaydı.

23 Ocak 2026'da Michigan eyaletinin Detroit şehrinde düzenlenen ICE karşıtı protesto. [Photo: WSWS]

23 Ocak protestolarının en önemli özelliği sadece katılımcı sayısı değil, genel grev kavramının popülerleşmesiydi. Kitlesel koordineli eylem talebi sendika yetkilileri veya politikacılardan değil, tabandan ortaya çıktı. ABD genelinde, farklı bir gücün, yani işçi sınıfının gücünün seferber edilmesi gerektiği konusunda artan farkındalıkla birlikte, bir başkaldırı havası oluşuyor.

Sendikal aygıt son 45 yıldır işçi sınıfının örgütlü direnişini bastırıyor. 1981’de PATCO (Profesyonel Hava Trafik Kontrolörleri Örgütü) grevinin ezilmesinden bu yana, her büyük mücadele, çıkarlarını şirketlerin ve devletin çıkarlarıyla özdeşleştiren korporatist sendika aygıtı tarafından ihanete uğramış veya bastırılmıştır. Buna, Demokratik Parti’nin teşvik ettiği, sosyal mücadeleyi ırk ve toplumsal cinsiyet temelinde yeniden tanımlamaya yönelik bilinçli bir ideolojik kampanya eşlik etmiştir. Ancak bu anlatı parçalanmaya başlıyor.

ICE’ın saldırısı doğrudan katalizör olsa da protestolar Amerikan toplumunun yoğun ve hız kazanan krizinin ortasında patlak verdi. Amerika Birleşik Devletleri, siyasi kırılmanın boyutunun ve sınıfsal gerilimlerin şiddetinin bilinçte derin değişimlere yol açtığı bir noktaya ulaştı. Dahası, protestolar devlet şiddetine odaklanmış durumda ve bu da işçi sınıfını, sadece Minneapolis’te değil, tüm ülkede kapitalist devletle doğrudan bir çatışmaya sürüklüyor.

23 Ocak protestolarının ardından, şimdi yapılacak iş bu hareketi bilinçli, koordineli bir endüstriyel ve siyasi mücadele haline getirmektir.

Trump yönetimi geri adım atmıyor. Devlet şiddetinin son tırmanışında, federal ajanlar, protestoların ertesi günü, cumartesi sabahı Minneapolis’te ICE’ın kaçırma operasyonlarını gözlemleyen bir adamı öldürdüler. Söz konusu kişi yerde yatarken, videoda en az yedisi görünen çok sayıda ajan tarafından dövülüyordu ki, ajanlardan biri ayağa kalkıp tabancasını ateşlemeye başladı.

Başkan Yardımcısı JD Vance, gösterinin arifesinde Minneapolis’e giderek ICE’ı savunmuş ve askeri müdahale tehdidini önemsiz göstermişti. Oysa yönetim federal birliklerin kullanımını meşrulaştırmak için İsyan Yasası’nı uygulamak tehdidinde bulunuyor.

11. Hava İndirme Tümeni’nden 1.500 kadar muvazzaf asker hazırda bekletiliyor. ICE baskınları her gün devam ediyor ve ajanların, sadece tutuklamaları kaydettikleri için protestocuları “iç terörist” olarak yaftalamakla tehdit ettikleri görüntüler ortaya çıkıyor. İç Güvenlik Bakanlığı (DHS), Anayasa’nın Dördüncü Yasa Değişikliğini geçersiz kılma ve adli arama emri olmadan evlere baskın yapma konusunda geniş yetkiler tanıyan bir talimat yayımladı.

Minneapolis’te yaşananlar, muhalefeti suç saymayı ve askeri bir başkanlık diktatörlüğü kurmayı amaçlayan daha geniş çaplı bir komplonun öncüsüdür. Trump, mali oligarşi adına hareket ederek demokratik yönetim biçimlerini ortadan kaldırıyor. Davos’ta, “Bazen bir diktatöre ihtiyaç vardır” diyen Trump, bunu ciddi olarak söylemiştir.

23 Ocak protestoları, işçi sınıfının Trump diktatörlüğüne karşı bir hareketinin başlangıcına işaret ediyor. Ancak bu güç, Demokratik Parti kurumları veya sendika bürokrasisi aracılığıyla gelişmeyecektir. Bu hareket, işçilerin ve gençlerin kolektif güçlerini örgütleyebilecekleri işyerleri, mahalleler ve okullarda kurulacak yeni mücadele biçimleri aracılığıyla, tabandan geliştirilmelidir.

Sendikal aygıt her aşamada öfkeyi bastırıp gerçek bir genel grev hareketini engellemeye çalışmaktadır. AFL-CIO ulusal merkezi ve çoğu büyük sendika 23 Ocak eylemine kamuoyu önünde destek vermedi. Minneapolis Bölgesel İşçi Federasyonu da dahil olmak üzere eyalet çapındaki ve yerel federasyonlar ise protestoyu sözde desteklediler ama kendilerinin müzakere ettiği toplu sözleşmelerdeki “grev yapmama maddeleri”ni gerekçe göstererek işçilerin iş başında kalmaları gerektiğini ısrarla vurguladılar.

Protesto sırasında Target Center’da düzenlenen bir etkinlikte, Amerikan Öğretmenler Federasyonu (AFT) Başkanı Randi Weingarten, Hizmet Çalışanları Uluslararası Sendikası (SEIU) Başkanı April Verrett ve Amerika İletişim Çalışanları Sendikası (CWA) Başkanı Claude Cummings Jr. boş laflarla ve basmakalıp sözlerle dolu konuşmalar yaptılar. Bu yetkililerin hiçbiri, ismen temsil ettikleri işçileri greve çağırmadığından, gösterilere verdikleri “destek” tamamen hayaliydi.

Sendikalar grev çağrısı yapsaydı, birçok işçi greve katılırdı. Aslında, aygıtın engellemeye kararlı olduğu da tam olarak budur. Katılan birçok işçinin üstünde sendika logosu vardı ama sendikal aygıt greve açıkça karşı çıktığı için örgütlü heyetler yoktu.

Demokratik Parti ise geçen bir yıl boyunca Trump’a karşı kitlesel muhalefeti kontrol altına alıp bastırmak ve başka yöne çekmek için elinden geleni yaptı. Demokratlar, yönetimi eleştiriyormuş gibi görünseler de Trump’ın iç politikasının özellikle de göç ve “ulusal güvenlik” meselelerindeki temel ilkelerine katılıyorlar.

23 Ocak protestolarına giden hafta boyunca, işçi ve gençlik kitleleri gösterilere hazırlanırken, Demokratik Parti Trump hükümetinin icraatlarını sürdürmesini sağlamakla meşguldü. Temsilciler Meclisi’nde yapılan bir dizi oylamada Demokratlar, Minneapolis’e saldırıyı yöneten kurumlar olan DHS ve ICE’a tam finansman sağlaması dahil olmak üzere, kritik bütçe tasarılarının geçmesine yardımcı oldular.

Bernie Sanders ise otoriter rejim konusunda muğlak ve yetersiz uyarılar yaparak Trump’ın demokrasiyi tehdit ettiğini söyledi. Ancak Sanders mahkemelere başvurmak ve 10 ay sonra yapılacak olan 2026 seçimlerine hazırlanmak dışında hiçbir siyasi strateji sunmuyor. Bu seçimlerin demokratik normlara benzer koşullarda yapılacağı da hiç garanti değil.

Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin daha önce açıkladığı gibi, Trump’ın iktidara dönüşü, Amerikan siyasetini toplumun oligarşik yapısına uygun hale getirmek üzere şiddetli bir yeniden yapılanmayı başlattı. Şimdi, aynı tarihsel sürecin diğer yüzü ortaya çıkmaya başlıyor: İşçi sınıfı mücadeleye giriyor. 23 Ocak olayları, kapitalizmin doğası, devletin rolü ve işçi sınıfının önünde duran tarihsel görevler hakkında net bir anlayışla donanmış, sürdürülebilir ve koordineli bir karşı saldırının temeli olmalıdır.

Sosyalist Eşitlik Partisi, her işyerinde taban komiteleri kurulması çağrısında bulunuyor. Her fabrika, depo, ambar, ofis, okul ve hastane, örgütlenme ve siyasi tartışma merkezi haline gelmelidir. İşçiler acil toplantılar düzenlemeli, delegeler seçmeli, taleplerini belirlemeli, sektörler ve bölgeler arasında bağlantılar kurmalıdır.

Bu komiteler kitlesel eylemleri koordine etmeli, saldırı altındaki kişileri savunmalı ve genel grev, yani ekonomik faaliyetlerin tamamen durdurulmasının temellerini atmalıdır. Bu, Minneapolis ile sınırlı kalamaz. Trump’ın diktatörlük komplosu ulusal niteliktedir ve işçi sınıfının tepkisi tüm ülkeye yayılmalıdır. Dahası, Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşananlar, her ülkedeki egemen sınıfın diktatörlük ve savaşa yönelmesinin yoğunlaşmış bir ifadesidir.

Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı (TK-Uİİ), böyle bir küresel karşı saldırı için örgütsel yapı ve önderlik sağlamak üzere kurulmuştur. TK-Uİİ; faşizme ve diktatörlüğe karşı muhalefeti, işçi sınıfının savaş, işten çıkarmalar, enflasyon ve sosyal sefalete karşı mücadelesiyle birleştirmek için mücadele etmektedir.

Sosyalist Eşitlik Partisi, işçileri ve gençleri bu tartışmayı her işyerine, okula ve mahalleye taşımaya çağırıyor. İş arkadaşlarınızla ve sınıf arkadaşlarınızla konuşun. Kitlesel eylemleri planlayıp koordine etmek, bilgi paylaşmak ve mücadelenin bir sonraki aşamasına hazırlanmak için taban komiteleri kurmaya başlayın.

Diktatörlüğe karşı sınıf mücadelesinin gelişimi, temel siyasi meseleleri gündeme getirmelidir: Bu sadece suçlu bir hükümete karşı değil, onun arkasında duran sosyal güçlere karşı bir mücadeledir. ICE, DHS, polis, ordu gibi tüm devlet aygıtı, kapitalist oligarşinin servetini ve iktidarını savunmak için var. İşçi sınıfı, diktatörlüğü, savaşı ve baskıyı sona erdirmek için kapitalist sisteme karşı bilinçli bir mücadeleye girmeli ve sosyalizm için savaşmalıdır.

Loading